 KOC |  BOGA |
|---|
 iKiZLER |  YENGEC |  ASLAN |  BASAK |  TERAZi |  AKREP |  YAY |  OGLAK |  KOVA |  BALIK |
|
|
Meditasyon, bir sey üzerinde
derin ve kapsamli bir sekilde düsünmek demektir. Bir seyin asil gerçegine
kavusmak amaç ve umuduyla, zihne dolan gereksiz fikirleri geri göndererek,
o anda cevap beklenen sorunun açikliga kavusturulmasina çalismaktir. Daha
da açacak olursak insanin asil ruhsal benligiyle irtibata girmesidir.
Asil hedeflenen amaç budur... Ancak her zaman bu amaç gerçeklesmez...
Bu uygulama metodunun Hint Dinleri'ndeki ibadetlerin önemli bir kismini
teskil ettigi söylenirse de, sadece Hint Dinleri ile kisitli kalmamistir.
Söz konusu teknikler birçok toplum tarafindan kendi dinsel ve geleneksel
anlayislarina uyarlanarak kullanilmistir. Meditasyon esnasindaki düsünme
eylemi eforsuz bir eylem olarak tanimlanir... Kendiliginden bir akis içinde,
belli bir ilham alinarak yeni seyler ögrenme ve kavrama imkani saglanabilir...
Konunun bu yönü, çalismanin sonuçlariyla ilgili püf noktasini olusturur.
Arzu edilmeyen sonuçlarla karsilasilip karsilasilamayacagini belirleyen
nokta iste burasidir. Bu noktada deneyimcinin ruhsal kültürünün ve teorik
bilgi düzeyinin çok yüksek olmasi gerekir...
Bu konuya tekrar dönecegiz...
Meditasyon esnasinda zihin ve beden serbest tutulur. Düsünce bir an için,
kendi konusunun disina çikma eylemi gösterirse, aklin müdahalesi ile sükûneti
yitirmeden yeniden ilk konuya geri dönülür.
Burada esas olan: Sükunet içinde kalabilmek ve konuyla ilgili sezgileri
alabilmektir...
Tufan öncesi uygarliklardan olan Atlantis ve Mu Uygarliklari'ndan tutun,
eski Kristof Kolomb öncesi uygarliklarindan olan Aztek, Inka, Mayalar'a...
Avusturalya yerlilerinden, Afrika Kabileleri'ne... Ve oradan da Avrupa
ve Asya'daki toplumlara varincaya kadar dünyanin hemen her yerinde kismen
metodlari degistirilerek ama temel metot ayni kalmak üzere, yaklasik 100
civarinda meditasyon yapma çesidi vardir.
Islamiyet'in, Tasavvufi çalismalarinda ve özellikle de Sufi ekollerinde
meditasyondan yararlanabilmek için, çok kapsamli ve çok degisik teknikler
gelistirilmistir.
Bireylerin belli sirlara kavusabilmelerine yardimci olabilmek için bir
zamanlar kullanilan bu teknikler, Sufi Okullari'nda, egitilmekte olan
ögrencinin üzerinde son derece yararli sonuçlar meydana getirebiliyordu.
Diger toplumlarin inisiyatik gizli yani batini çalismalarinda oldugu gibi
gerçekten de, bu teknikler Sufi Okullari'nda, bireyi özgür bir hale getirerek,
bireyin kendisiyle, asil benligi arasindaki köprüyü kurmasina yardim ediyordu.
Ancak burada göz ardi edilmemesi gereken çok önemli bir püf noktasi vardir:
O dönemlerde uygulanan bu teknikler, bireyin içsel gelismesinde, sirlara
kavusmasinda ya da günümüz anlayisiyla ifade edecek olursak; "kendini
tanimasi" ve "kendini bilmesi" yolunda yapilan çalismalarindan
sadece bir tanesiydi... Meditasyonla birlikte uygulanan ve birbirini tamamlayan
baska çalismalar da vardi.
Ancak sunu kesin olarak ifade etmemiz gerekir ki, o dönemlerdeki bu basarili
çalismalarin yürütüldügü zamanlarda bile, bu çalismalardan zarar görenler
olmustur. Ancak konunun bu yönü üzerinde yurdumuzda çok az durulmustur...
Konuyu biraz açalim...
Bu tekniklerin son derece dikkatli uygulanmasi gerektigini çok iyi bilen
o devrin mürsitleri, müritlerini sürekli olarak kontrol ederlerdi... Zikir
çalismalarina hangi ögrencinin ne zaman baslamasi gerektigini, ne kadar
süre ile günde kaç defa uygulamasi gerektigini ve bu zikir çalismasinda
hangi ögrencinin hangi mantrayi kullanacagini büyük bir titizlikle belirlerlerdi.
Zaman zaman tehlikeli bir gelisme fark ettikleri an, belli bir süre, o
ögrenciye zikir çalismasi derhal biraktirilirdi. Hatta uygun görmedikleri
bazi ögrencilerine hiç bir zaman zikir çalismalari yaptirilmazdi.
Eski devirlerdeki bütün toplumlar, konunun ciddiyeti üzerinde ve dogurabilecegi
arzu edilmeyen sonuçlarla ögrencilerin karsilasmamalari için büyük bir
titizlikle durmuslardir.
Örnegin Buda, ögretisini çevresine aktarirken; anlayista, düsünmede, konusmada,
davranis biçimlerinde, geçim düzeninde, manevi çabada, konsantrasyonda
ve son olarak da meditasyonda yapilabilecek yanlisliklara insanlarin dikkatlerini
çekmistir.
Temeli ayni olmakla beraber, birbirinden oldukça farkli yaklasik 100 civarinda
meditasyon tekniklerinin bulundugundan sözetmistik. Bunlardan belli bir
bölümü zikre dayali tekniklerdir. Yani seçilen bir kelime ya da cümlenin
meditasyon esnasinda tekrar edilmesi prensibine dayanir... Sufiler de
böyle bir teknik kullanmistir.
Sufi Okullari'nda Allah'in isimleri, en çok kullanilan temel mantralardandi.
"La ilahe illallah", "Ya hay" gibi mantralar; Sufi
Dervisleri'nce en fazla kullanilan, tercih edilen zikirlerdi. Sufiler
genellikle bir merkez etrafinda daire seklinde halkla olustururlar; bazen
oturarak, bazen ayakta ritmik hareketlerle toplu halde bu zikir çalismalarini
gerçeklestirirlerdi.
Sufilerin uygulamis olduklari zikir çalismalarinin baslica iki sekli vardi:
Zikr-i Cehri dedikleri yüksek sesle uyguladiklari ve Zikr-i Kalb-i dedikleri
alçak sesle veya tamamen sessiz içten söyleyerek uyguladiklari olmak üzere...
Baslarindaki gerçekten bilgili ve konusunun ehli olan mürsitleritleriyle
birçok Sufi Okullari, uzun yillar çok basarili sonuçlarin elde edildigi
çalismalarini sürdürmüslerdi...
Fakat zamanla, isle - batinilikle mesgul olunan bu yerler, özelliklerini
kaybetmeye ve dejenere olmaya basladilar. Belli bir süre sonra ise, tamamen
disla ugrasan yerler haline gelince de fonksiyonlarini artik göremez bir
hale dönüsmüslerdir.
Günümüzde artik böyle tarikatlar yok. Günümüzdekiler tamamen seriatçi
kisveleriyle batini hiç bir çalisma yapmaksizin siyasetle mesgul olmayi
tercih etmislerdir... Günümüzdeki bu seriatçi tarikatlar, Sufiler'in etkin
olduklari dönemde de vardi ve Sufilerle mücadele içindeydiler. Hatta Sufileri
din disi kisiler olarak göstermekteydiler. Günümüzde hala bu seriatçi
tarikatlar, geçmiste yapilan o batini çalismalari siddetle elestirmeye
ve karalamaya devam etmektedirler. Bu nedenle günümüzdeki seriatçi tarikatlarla
o devirdeki Sufi-ler'in karistirilmamasi gerekir. Sufiler batini bir gruptu...
Daha sonralari onlarin da belli bir kismi dejenere olarak seriatçi bir
kisveye bürünmüs olabilirler... Ancak o devirde durum farkliydi... Bu
iki meselenin birbirine karistirilmamasi gerektigini hatirlatmayi, kendime
tarihi bir borç biliyorum.
Tekrar konumuza dönelim...
O ilk dönemlerindeki basarili çalismalarin yürütüldügü dönemlerde bile,
zikir çalismalari sirasinda zihinsel dengesi bozulan bir çok ögrenci olmustur...
Bunlara yolun mecnunlari ismi verilmistir. Her Sufi Ekolü'nün mecnunlari
vardir. Bu neden böyle olmustur... Iste zaten bunu ortaya çikartmaya çalisiyoruz...
Simdi geçmisteki uygulamalari bir kenara birakarak, günümüzdeki meditasyon
uygulamalarin insanlar üzerinde meydana getirebilecegi olumlu ve olumsuz
etkilere kisaca bir göz atalim.
Uygun bir teknik seçildigi taktirde meditasyonun insanlar üzerinde saglayabilecegi
olumlu etkileri maddeler halinde su sekilde siralayabiliriz:
1- Vücut ve beyin üzerinde bir rahatlama etkisi.
2- Sinir sisteminin gerginlikten kurtularak daha dengeli bir zihinsel
yapinin olusmasiyla, yasam içinde karsilasilan zorluklara dayanabilme
ve bu zorluklarin üstesinden gelme yeteneginin gelismesi.
3- Zihinsel ve fiziksel enerjinin artisi.
4- Sezgilerin kuvvetlenmesi ve içe dogus tarzinda bir takim bilgilerin
kendiliginden elde edilmesi...
Evet... Bunlar muhtemel olumlu etkiler olarak siralanabilir...
Ayrica düzenli olarak meditasyon uygulayan kisinin uykuya olan ihtiyacinda
bir azalma görülür ve daha az uyuyarak yasamim sürdürebilir. Ancak surasi
da bir gerçektir ki, herkesde meditasyon ayni etkiyi meydana getirmez.
Ayni metot bir kimsede gerek zihinsel, gerekse fiziksel yönde son derece
olumlu gelismelere sebebiyet verirken, yine ayni metod bir baska kimsede
çok ciddi zihinsel bozukluklara sebebiyet de verebilir.
Günümüzde bunun hatiri sayilir derecede örnekleriyle karsilasilmistir.
Bunun en büyük sebebi herkesin kendisine has farkli psisik ve fizyolojik
bir bünyeye sahip olmasindan dolayidir. Bu nedenle her meditasyon teknigi
herkesde ayni sonucu vermez.
Meditasyondan yararlanabilmek için herkesin bünyesine en uygun teknigi
seçmesi sarttir.
Bu teknigin seçilme islemi, meditasyonu yapacak birey tarafindan yapilamiyorsa,
bu seçimin meditasyonu uygulatacak kisiler tarafindan yapilmasi gerekir.
Bilgi ve deneyimi bu seçimi yapmaya yeterli olmayanlarin bu ise kalkismalari,
son derece ciddi sorunlarin yasanmasina sebebiyet verebilir.
En riskli çalismalar ise, belirli kelimelerin tekrar edildigi mantraya
dayali metodlarin uygulandigi tekniklerdir.
Mantraya dayali bir teknigin uygulanmasinda en fazla dikkat edilmesi gereken
nokta, mantra olarak kullanilacak kelimenin titresimsel yapisiyla, o mantrayi
kullanacak kisinin psisik yapisinin uyum içinde olup olmadiginin tespit
edilmesidir.
Bu seçim isini yapacak kisinin Duyular Disi Algilamalari'nin son derece
gelismis olmasi gerekir. En azindan bir durugörü yeteneginin olmasi sarttir...
Bir zamanlar bu seçim islerini gerçeklestirebilecek düzeyde ögretmenler
mevcuttu, ancak günümüzde tamamen ticari bir boyutta ele alinan yerlerde
bu seçimin ne derecede yapilabildigi ayri bir tartisma konusudur. Konunun
ciddiyeti özellikle devlet yetkililerimiz tarafindan biliniyor olsaydi,
zannediyorum ki, bu tür rastgele uygulamalara belirli bir disiplin getirirlerdi.
Bu, aynen tip konusunda yeterli bilgi sahibi olmayan bir kimseye, beyin
ameliyatini yaptirmak kadar tehlikelidir.
Diyelim ki, kisinin psisik yapisiyla dogru bir mantra tespit edilebildi.
Ve bu mantrayla çalisilmaya baslandi... Risk artik bitmis midir? Hayir...
Bu sefer de bir baska risk kapida beklemektedir...
Mantra olarak kullanilan sözcük seçildikten sonra o sözcügün üzerine çok
özel ve çok az sayidaki insanin bildigi metodlarla, yogun pozitif enerjiler
yüklenir. Bu yöntemin temeli sizlere aktarilan suya manyetik enerjilerin
yüklenmesine benzer.
Ve ondan sonra bu mantra birisine verilir. Sonra o da baslar bu mantrayi
kullanmaya...
Ancak bu mantranin üzerine yüklenen enerji belli bir süre sonra tükenmeye
ve karsitina dönüsmeye baslar. Belli bir noktadan sonra mantranin üzerinde
yogun olarak negatif enerjiler birikmeye baslar...
Iste en büyük tehlike çanlari da bu noktadan itibaren çalmaya baslar...
Eger aninda farkedilmezse önüne geçilmesi mümkün olmayan zihinsel arazlarin
ortaya çikmasi kaçinilmazdir. Özelllikle tekrar altini çizerek söylüyorum
ki, hemen farkedilirse telafisi mümkün olan bu müdahalede biraz gecikil-digi
taktirde, geriye dönülmesi ve düzeltilmesi mümkün olmayan zihinsel bozukluklarin
ortaya çikmasi engellenemez.
Meditasyon yapan kisinin, böyle bir durumla karsilastigini derhal anlayacak
bir klavuza ihtiyaç vardir. Bu noktadan itibaren ya yeni bir mantra verilmeli
ya da eski mantranin kullanilmasi gerekiyorsa, yeniden sarj edilmelidir.
Bütün bunlar meditasyon ögrettiklerini iddia eden günümüzün ticari kökenli
yerlerinde uygulanabiliyor mu? Bu konuda da ciddi tereddütlerimizin oldugunu
söylemek zorundayim...
Simdi buraya kadar aktarmaya çalistigimiz bütün bu risk faktörlerinin
4/4 'lük halledildigini bir an için düsünecek olursak bu sefer de baska
bir meseleyle karsi karsiya geldigimizi görürüz.
Diyelim ki; bütün sartlari olumlu bir sekilde yerine getirebildiniz. Uygun
bir teknik tespit ettiniz, basinizda da bu isten çok iyi anlayan uzmanlar
var. Her sey halloldu mu?
Hayir...
Meditasyon çok eski devirlerden beri uygulanan kendim bilme çalismalarindaki
yöntemlerden sadece bir tanesidir diye bir tanimlama getirmististik. Bu
tanimlamayi kendi zihnimizde üretmedik. Bu tanimlamayla, eski batini çalismalari
birazcik dahi inceleyen hemen herkes karsilasabilir. Tek basina uygulandiginda
kas yapayim derken göz çikartmak her zaman için mümkündür.
Meditasyon yapan bir kimsenin disardan tesir ve etki alma kapasitesi genisler.
Yani daha teknik bir tabir kullanacak olursak "psisik kanallari"
açilir. Ne demek istedigimi bu konuda çalisanlar gayet iyi anliyorlardir.
Zaten unutmayin ki meditasyonda amaç kanallarin açilmasidir. Aksi taktirde
meditasyonun asil gayesi olan; insani öz benligiyle bulusturmasi mümkün
olamaz.
Iste bu noktadan itibaren yine çok büyük bir baska tehlike çanlarinin
sesleri duyulmaya baslar. Açilan bu kapidan çok farkli ve istenmeyen parazit
enerjilerin girmesi her zaman için ihtimal dahilindedir.
Gene eski dönemlerden örnek vermemiz gerekecek... Eskilerden örnek veriyorum...
Çünkü meditasyon eskilerde kullanilan ve dogrusunu söylemek gerekirse,
günümüzde çok fazla geçerligi kalmamis olan bir yöntemdir.
Geçmisteki tüm inisiyatik çalismalarda ögretmen; ögrencilerinde meydana
gelen gelismeleri psisik olarak duyular disi algilamalariyla kontrol etmekteydiler...
Bu denetlemeyi yapan ögretmen, ögrencilerini sürekli bu alanda da her
hangi bir tehlikeyle karsilasmamasi için kontrol altinda tutardi. Hatta
meditasyonu sirasinda onu dis tesirlerden koruyabilmek için manyetik alani
içine alirdi...
Peki bu anlamda bir kontrol, günümüz meditasyon ögreten ticarethanelerinde
yapilabiliyor mu? Bu anlamda da ciddi soru isaretlerin mevcut oldugunu
söylemek zorundayim...
Sayilari 100 civarinda bulunan meditasyon tekniklerinden, ülkemizde en
fazla bilineni ve en fazla duyulani Transandantal Meditasyon denilen ve
kisa adiyla TM olarak nitelendirilen bir tekniktir... Ve bu da mantraya
dayali bir tekniktir... Yukarida anlatmaya çalistigimiz bütün bu risk
faktörlerini ortadan kaldirdiginiza inaniyorsaniz mesele yok... Ama bize
sorarsaniz mesele çok...
Buraya kadar mantradan çok söz ettik. Mantrayi bu kadar etkin yapan sey
nedir, diye düsünen okurlarimizin olabilecegini dikkate alarak bu soruyu
biraz açalim diyoruz... Bakalim altindan neler çikacak...
Mantranin gücü onun sesinde gizlidir... Diyelim ve seslerin bünyemiz üzerindeki
etkilerini görelim...
|